Ana Sayfa

Burada tansiyon asla yükselmez. Çünkü burası DORUK NOKTASI..!!!
 
AnasayfaYAŞAM İÇİN ÖĞÜTKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Bir Alacakaranlık Kuşağı Hikayesi - Mühür ve İmza

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin2
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 760
Yaş : 106
Nerden dostum : Kötülüğün ve haksızlığn olmadığı iyinin ve güzelin hakettiğini aldığı yerdeyim.Yani Hiçbir yerdeyim.
Ne işle meşgulsün : Düşmanını tanıdığın kadar ona düşmansındır. Dünyayı tanımakla Meşgulüm.
Kayıt tarihi : 16/07/08

Aldığı
Madalya: Konu açma üstadı Konu açma üstadı
MesajKonu: Bir Alacakaranlık Kuşağı Hikayesi - Mühür ve İmza   Cuma Tem. 18, 2008 7:27 am

Soğuk, spor salonunun çatısını kuşatmış, içeriye sızıp savaşı kazanmanın yollarını arıyordu. Sanayi devrimi sonrası bir müzeden kaçmış gibi duran dev döküm petekler ise neredeyse korlaşmış ve ardı ardına gelen dondurucu akınları duvarlarla çatıyı birleştiren kirişlerin orada göğüslemişti.

Veliler henüz ikinci periyodu başlamış maçın sonrasında felç olmuş trafiğe çıkıp bu tipide eve nasıl döneceklerini düşünürlerken, bölge ajan yardımcısı sırtını kalorifere vermiş nöbetçi olduğuna lanetler saydırıp, zaten gecikmeli başlayan bu son maçı neden iptal etmediğini kendi kendine sorup ?şimdi bok tırmanırsın bu arabayla evin yokuşunu? diye içinden sızlanıyordu. Bir yandan hakemlerle göz göze gelip maçı fazla kesmemelerini işaret etmeye çalışıyor bir yandan da saatine bakıyordu. Oysa hakemler bir işarete gerek bile kalmadan birbirleriyle sözleşmişçesine daha şimdiden maçı akışına bırakmışlar ve sertleşen pota altı mücadelelerini görmezden geliyor, düşmemesi için dişleriyle sıktıkları FOX40 Classic düdüklerinin kenarından ?oyna oyna? diye bağırıyorlardı.

Maçın kolay geçeceğini düşünenlerin aksine favori Ankara Şimşekler az farkla önde de olsa maçın seyri her an değişebilecek gibi duruyordu. Ve bunu hisseden gerideki takımın koçu, kendinden çubuklu deseni olan yeşil renkli, teri çabuk emen kumaştan yapılmış ve kenarlarında beyaz yoncalar işli formalar giyen oyuncularını iyice doldurup rakibi kıstırdıklarına inandırmıştı.

Bir önceki maçın kazanan ve kaybeden oyuncuları birbirine karışmış bir şekilde soyunma odalarını terk edip tribündeki merdivenleri çıkarlarken hala başlarının üzerlerinden buharlar yükseliyordu. Kimileri, sahada şu an oynayan bazı okul arkadaşlarına ?rahat oynayın lan yarın okullar tatil oldu? diye sevinç naraları atıyorlardı. Günlerden perşembeydi. Ve Ankara bu kış birçok kereler olduğu gibi yine kara teslim olmuş, Milli Eğitim okulları yarın tatil ilan etmiş ve böylece öğrenciler için bu ders haftası da bitivermişti.

Bu haber mi sebep oldu bilinmez ama favori Şimşekler formalarının kenarlarındaki şimşek figürüyle bir anda özdeşleşmişlerdi. Savunma dirençlerini artırarak kaptıkları toplarla rakip potaya kolay turnikeleri bırakmışlar ve rakip koçun hakem masasına doğru koşarken sol elinin işaret parmağıyla hakem masasına paralel duran sağ elinin avuç içine vurup dururken ?time-out? diye bağırarak mola almasını sağlamışlardı.

Koç, takımının başından beri yapması gereken işlerden birini yapmış olmalarından dolayı bir aferin bile demeden, molada kalkan yedeklerin yerine oturan ilk beş oyuncularına ?Şimdi gırtlaklarını kesme zamanı geldi. Hemen 1-2-1-1 tam saha prese yerleşiyoruz.? deyip taktik tahtası üzerinde oyuncuların nerelere dizileceklerini çabucak gösterdi. Eller, vücutlardan yapılmış dairenin ortasında toplandı ve hep bir ağızdan ?hooooooooooooooop şimşekler? çekildi ve ritmini bulan takım presten kaptığı toplarla farkı bir anda 16 sayıya çıkardı. Rakip oyuncuların omzu çökmüştü. Bir anlık da olsa kazanabilecekleri hayali silinip gitmişti. Ve birçoğunun Beşevler Ankaray istasyonundan çıkıp banknot matbaasını ve Gazi Üniversitesi İdari Bilimler kampusunu geçip eskilerin Yüksek Öğretmen şimdilerin ise kısaca MEB dediği salona yürürlerken zihinlerindeki ?çok fark yemeyelim de?? şeklinde bir gelip bir kaybolan düşünceler şimdi beyinlerini kemirmeye başlamış ve hatalı yürümeler, pas kayıpları ardı ardına gelir olmuştu.

Şimşeklerin koçu paça boyu kahverengi Dexter Madisonların bağcıklarının ilk deliğine kadar olan koyu lacivert ve sonradan paçaları terzide daraltılmış Docker?s pantolon giymiş ve ayakkabısıyla aynı renk Matras deri bir kemer takmıştı. Açık mavi pamuklu üzerinde ince beyaz ve turuncu çizgiler olan yakaları düğmeli bir Polo gömleğin üstüne arkası düz kahve, ön tarafında ise bej baklavalar bulunan ve baklavaların hatlarını kesik kesik takip eden turuncu çizgiler bulunan yine bir Polo süveter giyinmişti. Maçın başında beri elinden bırakmadığı KBA mıknatıslı taktik tahtasını şimdi banka koymuş ve keyfi yerine gelmişti. Başından beri kazanacaklarına emindi ama şimdi rahatlamıştı. En önemsiz maçları bile çok ciddiye alıp biran önce koparılmasını isterdi ki banktaki oyuncularına süre verebilsin ve bazı oyuncuları gelecek maçlara hazırlayabilsin. Ve bugün çekmecesinde bulduğu boş bir sağlık raporu formunun altında doktor mührünü ve imzasını görünce formu doldurup bugünün tarihini atarak İstanbul?dan korgeneral olan babasının tayiniyle Ankara?ya gelen Melih?in lisansını çıkararak bu maça yetiştirmişti.

Onaltısındaki Melih uzun boyuna rağmen müthiş bir ?ball handler? olması, isabetli uzun mesafe şutları, agresif savunmasıyla ve geldiği kulüpte aldığı eğitimle tam bir hazineydi. Ve O?na öğreteceği daha birçok şey olduğunu düşünüyordu bir koç olarak. Ama prensipleri gereği ve kimin patron olduğunu çabucak öğrenmesi için sahada görmeyi çok istediği halde, ancak maçın kopup da, kazanılacağı aşikar bir hal aldığında kenardan hakem masasına değişiklik için gönderdi yeni oyuncusunu bu ilk maçında.

Melih ise okulu ve bu yeni şehri sevmemiş olmasına rağmen takıma çabucak ısınmış, bilgisayarının başında oturmaktan bile daha çok sevdiği ve hayatta kendini en rahat hissettiği yere yani parkelere biran önce çıkmak için akmakta olan maçın bir düdükle kesilmesini bekliyordu. Birazdan görecekti herkes geleceğin NBA namzedinin sahada neler yapabileceğini. Durduğu yerde terliyor, göğsü kabarıp kabarıp iniyordu.

Babası ise oğlunun aşık olduğu basketbola geldikleri bu yeni şehirde hangi kulüpte devam etmesi kararını titizlikle araştırmış ve İstanbul?daki eski kulübün de tavsiyesiyle Ankara?nın en iyi iki üç antrenöründen biri olan Cem Ar?ın takımına karar vermişti. Ve yeni takımındaki bu ilk maçında oğlunu motive edebilme adına ?Maç içinde smaç yaparsan, o istediğin Nike ayakkabıyı alacam? demişti.

Cem Ar uzun yıllar elle tutulur bir başarı gösteremeden bir takımdan bir diğerine transfer olmuş biriydi. Şehir dışında birinci lig takımlarında yardımcı antrenörlük ve ikinci ligde birkaç kez baş antrenörlük yapmıştı. Bir kısım antrenöre göre sabırsız ve şansını kullanamamış yine bir kısma göre ise de agresif yapısı, yöneticilerle olan başarısız ilişkileri yüzünden dahi bir koç olmasına rağmen yükselememişti. Ve o kısır dönemlerin sonrası aradığını bulamayan koç 1997 yılında nereye ve niçin gittiği camia tarafından pek umursanmadan ülkeyi terk etmişti.

2000 yılında Ankara?ya tekrar döndüğünde yeni kurulan ve bir hamle yapmak isteyen Ankara Şimşekler kulübünde genel menajer görevi yapan eski dostunun verdiği bir fırsatla önce küçük erkek ardından da yıldız erkek takımlarını çalıştırmıştı. Ve son iki yıldır ise de genç takım antrenörü ve alt yapı sorumlusu olarak görev yapıyordu.

Çalınan faul düdüğü ile oyun durmuş Melih koltuk altından şortunun yırtmacına kadar gelen gece mavisi şimşekle süslü altın sarısı formasının göğsünde ve sırtında yazan 11 numara ile sahaya parmak uçlarına basa basa girmişti. Melih parkelere ayak basar basmaz takım kaptanı ve aynı zamanda takımın oyun kurucusu Emre ona yaklaştı ve sert bir ?çak? yaptı.

Melih işte ?babamdan Nike?yi kapma ve koça bir daha ki maça ilk beşe kimle başlaması gerektiğini gösterme zamanı? dedi içinden. Önceden karar verdiği üzere gelen ilk pası oyalanmadan doğru yere çevirdi. Isındığını hissediyordu oyuna ve takım arkadaşları ?çaylak? muamelesi yapmadıkları gibi gözleriyle de sanki onu arıyorlarmış gibi geldi. Rahatlamıştı. İkinci üçlüğünün gidişinden isabetli olacağını hissedip iki elini havaya kaldırıp baş, işaret ve orta parmaklarıyla ?üç? bile yapmıştı. Artık sıra babasının isteğini yerine getirip hediyesini almaya kalmıştı.

Tribünde bu yeni transfer Jordan?nın tekrar basketbola dönmesi gibi bir etki yapmış ve hemen herkes Melih?in adını ve forma numarasını ezberleyivermişti.

Her zamanki yerini tribünde almış koyu lacivert, zor belli olan balıksırtı desenli Beymen takımı ile tezat oluşturan açık ve koyu turuncu dalgalı ipek Valentino kravatıyla kulübün genel menajeri Sağlam Korçelik ise 2000 yılında Cem?e kulüpteki ilk görevini verirken nasıl da tedirgin ve endişeli olduğunu hatırladı. Ancak ardından gelen başarılar ve örnek davranışlarla Cem kısa sürede aranılan bir antrenör oluvermişti. Cem de yurtdışı sonrası verilen bu fırsat yüzünden cazip teklifler de alsa hiçbir yere transfer olmamış ve beraberce çalışmayı yıllarca sürdürmüşlerdi. Aslında Cem?in içten içe istediği ama hiç bahsini bile açmadığı A takım baş antrenörlüğü ödülünü çoktandır hak ettiğini biliyordu. Ve maç sonrası çıkacakları yemekte O?na yeni sezon A takım baş antrenörlüğü teklifini söyleyeceğinde suratının alacağı ifadeyi düşündükçe sırıtmasına engel olamıyordu.

Turuncu ve hardal renkli parçalı Molten top Melih?in eline öylesine yakışıyordu ki tribündeki eski bir oyuncu ?maşallah ne fuleli çocuk ya, nerden?? diye ortaya konuşuvermişti. Şimdi de herkesin gözü savunmada ki becerisindeydi ama o aklına farklı bir şey koymuştu. Melih rakip oyun kurucu onun savunduğu forvet oyuncuya doğru döndüğünde ?smaç anı?nın geldiğini hissetmişti. Oyun kurucuyu tuzağına düşürmek için isteksizce kolunu indirmiş, bir adım gerilemiş ve hafif arkasına bakar gibi yapmıştı. Gerilerden Cem?in ?Top aldırma adamına? deyişini duymazdan gelmişti. Toptan kurtulmak isteyen rakip oyun kurucu forvetin üzerinde baskı olmadığını düşünüp hemen topu elinden çıkarmaya çalışıp pasını vermişti ki göz ucuyla o pası bekleyen Melih pençesini avının boynuna geçiren bir pars gibi topla forvet arasına girivermişti. Molteni öyle sert yere vurarak ilerliyordu ki parkeler çatırdıyordu. Topu kaptıran oyun kurucu da artık gerisinde kalmıştı. Ve bazı oyuncuların değişiyle top, pota ve Allah?la baş başaydı artık. Turnike ilk adımını kitabi bir şekilde kocaman attı, ikinci adımı daha kısaydı, sıçramak için güç aldı ve kolayca yapılan bir şeymişçesine topla birlikte bileğini çemberin içine soktu ve topu zemine doğru kuvvetlice itti. Molten zeminden aldığı kuvvetle havai fişek gibi yukarı fırladı. Melih yere indi. Banktaki herkes ?yesssssssss? diye seslenirken, kaptan Emre onunla havaya sıçrayıp ?göğüs tokuşturmak? için karşı sahaya doğru koşmaya başladı. Melih smaç sonrası birinci adımını attı ve dizkapaklarının hemen altından ışın kılıcıyla kesilmişçesine dizlerinin üstüne çöktü. Kolları vücudunun yanında olduğu halde kemikleri içinden boşalmışçasına düştü. Burnu ve alnı parkede şakladı.

Eşkenar bir üçgenin üç ucundan üçgenin tam ortasına kim ilk koşacak yarışması gibi sağlık görevlisi bir refleksle ve hiç bir şey düşünmeden, kor general baba dudaklarında bir dua mırıldanarak ve Cem ise Melih?in ?Koç çok istiyorum akşamki maçta oynamak. Sen yetiştir bugün benim lisansımı, söz yarın okulun doktorunda kontrol olup, raporu alıp sana getirecem? deyişi kulaklarında, hep birden ileri atıldılar. Cem, Melih?in açık gözlerine ilk bakan olmuştu. Ve o günden sonra gözlerini her kapadığında Melih?in gözleri onu ziyaret edecekti. Melih?in ensesinin altına elini sokup cansız bedeni göğsüne doğru kaldırmak isterken kor generalin itmesiyle geriye doğru düşmüştü.

Kalp krizi ucu açık elektrik teline parmağınızı dokunup çekme anı kadar sürmüştü. Ve Melih, dizlerinin üstüne çöktüğünde çoktan ölmüştü bile.

Şaşkınlık içinde titreyen genç ve terli bedenler veliler ve yardımcı antrenörler tarafından soyunma odasına götürülürken, tribündekilerin sahaya inmesi bölge ajan yardımcısı ve Şimşeklerin genel menajeri Sağlam Korçelik tarafından engellendi. Cem, bulduğu boş sağlık raporundaki mührü basan doktorun geçen ay bir trafik kazasında vefat ettiğinden habersiz korgeneral baba, sağlık görevlisi ve hakemlerle birlikte cansız bedenin dizlerinin dibinde Melih?in bir elini avucuna almış öylece duruyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir
avatar


MesajKonu: Geri: Bir Alacakaranlık Kuşağı Hikayesi - Mühür ve İmza   Cuma Tem. 25, 2008 7:09 pm

ohaaa tuğrul bu amma uzun yaaa oku oku bitmiyo piskopat şizofren faşo ruhlu lol!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Admin2
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 760
Yaş : 106
Nerden dostum : Kötülüğün ve haksızlığn olmadığı iyinin ve güzelin hakettiğini aldığı yerdeyim.Yani Hiçbir yerdeyim.
Ne işle meşgulsün : Düşmanını tanıdığın kadar ona düşmansındır. Dünyayı tanımakla Meşgulüm.
Kayıt tarihi : 16/07/08

Aldığı
Madalya: Konu açma üstadı Konu açma üstadı
MesajKonu: Geri: Bir Alacakaranlık Kuşağı Hikayesi - Mühür ve İmza   C.tesi Tem. 26, 2008 12:11 pm

Araya faşo yu sıkıştırdın yine Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Bir Alacakaranlık Kuşağı Hikayesi - Mühür ve İmza   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Bir Alacakaranlık Kuşağı Hikayesi - Mühür ve İmza
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Twilight(Alacakaranlık) Fan CLuß
» Kır Gezisi..
» Van Helsing
» gta san andreas hikayesi

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ana Sayfa :: Sadistik Duygular :: Anlatımla-
Buraya geçin: